When the Colts have the ball

Quarterback plus No. 1 overall pick Andrew Luck is coming off his best game as a pro, completing 30 of 48 pass attempts for one NFL newcomer log 433 yards with two touchdowns and no interceptions as a passer rating of 105.six in the 23-20 conquer over the Dolphins. On the season, Luck namely?at first the likes of Alex Smith, Joe Flacco, Andy Dalton plus accompany rookies Russell Wilson, Robert Griffin,plus Ryan Tannehill and well above all Gabbert plus Weeden. The Colts crime flows through Reggie Wayne, who leads the NFL in targets (101), receptions (61) plus receiving yards (835),offensive playing with a prehttp://all-channels.com/phpadmin/nflcn07.htmsent quarterback plus in a new provocative system. Donnie Avery plus T.Y. Hilton have begun to cater a deep threat factor to the passing crime,notwithstanding Avery namely"questionable"as Thursday night's game with a hip harm.

Fifth-round running back Vick Ballard has never only pushed Mewelde Moore off the roster with his ability to deal third-down responsibilities, he could supplant first-round pick Donald Brown as the No. 1 fellow in the backfield. Ballard is averaging 4.1 yards per carry and has five receptions as 73 yards with a gravity-defying touchdown as a recipient out of the backfield in the last three games,forever Colts wins. Jacksonvillcheap mlb jerseyse's defense is not quite appealing by defending the run alternatively pass (they currently rank 25th in DVOA against the pass,and are 28th against the flee only with safety Dwight Lowery (ankle) ruled out, cornerbacks Rashean Mathis (groin) plus Derek Cox behind at fewer than 100 percent and the Jaguars boasting a league-low eight sacks aboard the season, the Colts will feasible ride Luck's hot hand on Thursday night.

[]

How it could go: Everyone in the Jaguars building needs a overcome this week. They're 1-7 aboard the season, have lost five straight and Thursday night's game against the Colts will be the only phase they'll be aboard maximalwholesale nike nfl jerseys cheap phase this season. New employer Shad Khan was at again blowout loss by home aboard Sunday and if things do not amend sweeping changes could be coming surrounded that organization. A Jaguars vanquish would never be a major surprise, as the Colts have never blown the doors off anyone opponent during their 5-3 begin five wins that have come at 1 mean of?just three.eight points. If any crew namely primed as a letdown, it would be the Colts. They rallied around each afresh in the wake of Pagano's diagnosis as one emotional 30-27 vanquish over the Green Bay Packers in Week 5 and were blown out 35-9 the following Sunday by the New York Jets. This past Sunday's ocheap nike nfl jerseysvercome over the Dolphins was equally emotional, as Pagano never only attended the game,merely he addressed the club afterwards onward heading off to a second circuitous of chemotherapy.

With a short week, mounting injuries aboard both sides of the ball, the Colts may be susceptible to a letdown game. The Colts are a much better team than the Jaguars right immediately and with over two dozen players, including Luck plus veterans such as Robert Mathis, this week in advocate of Pagano, I enumerate the Colts do equitable enough against the Jaguars to overcome plus use the mini-bye week to get healthy as Week 11's date with the New England Patriots.
nfl jerseys outlet
HABERLER
 

 

e-kitaplar

e_kitaplardan ücretsiz yararlanabilir,

e_kitaplarınızı ücretsiz yayınlatabilirsiniz.

HAZIRLAYAN: AHMET MURAT DOĞAN

 

MİRAS PAYLAŞTIRMA HUKUKU

KANUNİ MİRASÇILIK BELGESİ DAVALARI

 

Ölüm hak, miras helâl.

Türk Atasözü    

         GİRİŞ

          İnsanın en öncelikli temel hakkı, yaşama hakkıdır. Öncelik sıralamasında yaşama hakkını mülkiyet hakkı takip eder. İnsan için mülkiyet hakkının sahip olduğu önemi, insanların bazen, bazı şeylerin mülkiyeti için yaşama haklarını bile tehlikeye atacak kadar fütursuz davranışları ortaya koymaktadır. Malsız yaşamak; sıkıcı, zor, hatta çekilmez olarak değerlendirile bilmekte. “Mal canın yongasıdır.” Türk Atasözü bu değerlendirmenin veciz bir ifadesidir.

Mülkiyet hakkının temelini, olmaz ise olmazını, can damarını ve yaşamasını miras hakkı teşkil eder. Nitekim T.C. Anayasası’nın “Mülkiyet Hakkı” başlıklı 35. Maddesi “Herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir” diye, koyduğu kural ile bu temele dayanmıştır.

Yaşama olayının doğal ve kaçınılmaz sonucu ise ölümdür. Ölüm ile yaşama olayı sona erdiği gibi sahiplenme olayı da fiilen son bulur. Bu maddi olaylar; hukuken, kişilik ve mülkiyet haklarının sona ermesi sonucunu doğurur.

Ölen insanların, mülkiyetini fiilen bıraktıkları malların akıbeti, miras hukukunun konusunu oluşturur. Ölenin mallarının kendisiyle birlikte gömüldüğü veya yağmalandığı toplumlarda miras hukukundan bahsedilemez ise de, bu tür toplumlara artık yeryüzünde rastlanılmamaktadır. O halde; miras hukuku, bütün günümüz toplumları açısından, kendisinden vazgeçilmesi mümkün olmayan fiili bir ihtiyaçtır.

 Türk Milleti, Dünya’nın bilinen tarihini kapsayan döneminin belli başlı devinim kaynaklarından biridir. Bu durum, Millet’in hayatının da sürekli ve büyük değişiklikler içerisinde yaşanması ve hukukunun da değişme içerisinde olması neticesini doğurmuştur.

 Bu değişiklikler miras hukukunda da yaşanmıştır.

 Miras, kural olarak miras bırakanın öldüğü yerde ve öldüğü zamanda yürürlükte bulunan hukuka tabidir.

 Türk Kanun-u Medenisi’nin yürürlüğe girdiği 4.10.1926 tarihine kadar Türkiye topraklarında ölen kişilerin mirası Osmanlı-İslam Hukuku’na tabidir.

Bu tarihten sora Türkiye’de vefat eden kişilerin mirası ise;  ölüm tarihine göre Türk Kanun-u Medenisi ve Türk Medeni Kanunları ile vücut bulan ve temelini Roma ve Kıta Avrupa’sı Hukukundan alan yeni Türk Hukukuna tabidir.

 

TEMEL KAVRAMLAR

 Türk Milleti’nin kültüründe ve Miras Hukukunda meydana gelen değişiklikler kurumlarda ve kurallarda olduğu kadar kavramlarda da önemli değişmelere yol açmıştır. Bu durumda kavramlar mümkün olduğu kadar yürürlükteki Kanun’un ve Yaşayan Türkçenin ortak kabullerine uygun olarak belirlenmeye çalışılarak, kullanılan diğer kavramlarla birlikte verilmeye gayret edildi.

 Miras Hukuku: Gerçek kişinin ölümü ile malvarlığının kimlere nasıl geçeceğini düzenleyen kuralların tamamı.

 Miras: Ölen gerçek kişinin (insanın) mirasçılarına bıraktığı para, mal, hak ve borçların tamamı.

 Tereke: Ölen gerçek kişinin (İnsanın) mirasçılarına bıraktığı para ve para ile ölçülebilen aktif (para, mal, hak ve alacaklar) ve pasif değerler (borçlar) in tamamı.

 Mirasbırakan: Gerçek kişinin ölümü ile miras hukuku açısından kazandığı sıfat. Ölümü ile geriye miras bırakan gerçek kişi(insan). Tüzel kişilerin ve insandan gayrı canlıların varlıkları son bulsa bile Mirasbırakan sıfatını kazanmaları mümkün değildir.

 Ölüm: Hayati işlevlerin fiilen son bulması hali. Bu anda ölenin kişiliği de hukuken son bulur.

 Gaip: Ölüm tehlikesi içerisinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan kişi.

 Mirasçı: Miras bırakanın ölümü üzerine bıraktığı mirası almaya hak kazanan gerçek ve/veya tüzel kişiler ile cemaatler(kişi toplulukları).

 Kanuni Mirasçı: Kanun gereği mirasta hak veya pay kazanan gerçek veya tüzel kişiler ile kişi toplulukları.

 İradi Mirasçı: Mirasbırakanın yaptığı ölüme bağlı tasarruf ile mirasta hak veya pay kazanan gerçek ve tüzel kişiler ya da kişi toplulukları.

 Yerine Geçme (Halefiyet) :Mirasçıların mirasbırakanın ölümü ile ve ölümü anında mirasbırakanın yerine geçmesi ve böylece mirasın mirasçılara geçmesi.

 Tamamen Yerine Geçme (Külli Halefiyet) :Mirasçıların, mirasın tamamı, yani malvarlığı ve haklar ile borçların tamamı için mirasbırakanın yerine geçmesi.

 Kısmen Yerine Geçme (Cüzi Halefiyet) : Mirasçı veya mirasçıların, mirasta belli bir mal, hak veya pay için mirasbırakanın yerine geçmesi. Ölüme bağlı tasarruf ile mirasçı atanması veya belirli mal vasiyeti suretiyle mirasçı olma halinde ve intifa hakkı sahibi olma şeklinde gerçekleşebilir. Bu halde, mirasbırakanın yerine kısmen geçen (cüzi halef),  terekenin borçlarından sorumlu değildir.

 Altsoy (Füruğ) : Mirasbırakanın sulbünden gelen kişiler. Yani; mirasbırakanın çocukları, torunları, torunlarının çocukları, torunlarının torunları ve oların çocukları gibi mirasbırakanın kanından, soyundan gelen kişiler.

 Üstsoy (Usul) :Mirasbırakanın sulbünden geldiği kişiler. Yani mirasbırakanın anası, babası, büyük ana ve büyük babaları, dedeleri, nineleri ve onların ana babaları gibi mirasbırakanın; kendilerinin kanından, soyundan gelmiş olduğu kişiler.

 Mirasçılık Davası (Veraset Davası): Mirasçılık belgesi verilmesi için açılan, çekişmesiz yargı türünden işlem niteliğinde dava.

 Mirasçılık Belgesi (Veraset İlamı-Veraset Vesikası-Veraset Senedi):Mirasbırakanın mirasçılarını ve paylarını gösteren belge.    

 

 

KANUNİ MİRASÇILAR HAKLARI VE PAYLARI

        

KONU HAKKINDAKİ MEVZUAT

 

1-  4.10.1926 TARİHİNE KADAR OLAN DÖNEMDEKİ MEVZUAT HAKKINDA AÇIKLAMA

743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi’nin yürürlüğe girdiği 4.10.1926 tarihine kadar vefat edenlerin mirasçıları ve payları, Osmanlı-İslam Hukukuna göre belirlenir. Bu dönem ve konu programın ve kitabın kapsamı dışında olup, başlı başına bir çalışma konusu olup, bu konuda uzmanlar tarafından yapılmış yeterli çalışmalar bulunduğunu belirtmekle yetiniyorum.

 

2- 4.10.1926 TARİHİNDĞEN BU YANA MEVZUAT

         743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi’nin yürürlüğe girdiği 4.11.1926 tarihinde, Türk Hukukunun diğer önemli alanlarında olduğu gibi, Miras Hukukunda da büyük ve köklü bir değişiklik gerçekleştirilerek yeni bir miras hukuku sistemi kuruldu. Bundan sonra 23.11.1990 tarihinde Yürürlüğe giren 3678 Sayılı Kanun ile sistemde bazı önemli değişiklikler yapıldı. Bu şekilde kurulan miras hukuku sisteminde 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ile bazı küçük değişiklikler yapıldı.

         Bu değişiklikleri daha iyi anlamak ve takip edebilmek için karşılaştırmalı olarak tablo halinde verilen mevzuatı aşağıdaki linke tıklayarak görüntüleyebilirsiniz.

KARŞILAŞTIRMALI MİRAS MEVZUATI

 


MİRASÇILAR VE DERECELERİ

1- MİRASÇILARIN DERECELERİ (ZÜMRELER)

743 Sayılı Türk Kanunu Medeni’si ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu miras paylaştırmada derece ( zümre) esasını benimsemiştir.

Derece (zümre) esasına göre, miras bırakana yakın bir derecede (zümrede) mirasçı varsa, diğer derecedeki (zümredeki) mirasçılara miras geçmez

  Mirasçılar arasında pay bakımından kadın erkek arasında fark yoktur.

      Miras bırakandan önce ölen mirasçıyı her dereceden halefiyet yoluyla kendi altsoyu temsil eder.

      Türk Kanunu Medenisi ve Türk Medeni Kanunu mirasçı olarak 3 derece (zümre) kabul etmiştir:

  1. Derecede (zümrede) mirasçı olanlar: Ölenin Altsoyu: Yani ölenin çocukları ve onlardan ölü olan varsa, ölü olan çocuğun altsoyu;

  2. Derecede (zümrede) mirasçı olanlar:-Ölenin ana babası ve onlardan ölen varsa onun altsoyu;

  3. Derecede (zümrede) mirasçı olanlar:-Ölenin büyük anaları ve büyük babaları veya onlardan ölü olan var ise onun altsoyu;

4. Derecede (zümrede) mirasçı olanlar:- Ölenin büyük ana ve büyük babaların ana babalarıdır.                (Bunların, 4.10.1926–23.11.1990 tarihleri arasındaki dönemde intifa hakkı olarak mevcut olan miras hakları, 3678 Sayılı Kanun ile tamamen ortadan kaldırılmış ve 4. derecede mirasçı olanlar kanuni miras hakkından yoksun kılınmıştır.)

 

         2- DERECE (ZÜMRE) ESASININ İLKELERİ

1. Derecede (zümrede) mirasçı var ise miras 2. ve 3. derecelere geçmez. Yani çocuğu veya torunu sağ olan ölenin ana babası veya büyük ana ve büyük babaları mirasından kanuni pay alamazlar. 1. derecede mirasçı yok 2. derecede mirasçı var ise miras 3. derece olan büyük analar ve büyük babalar ile onların altsoylarına geçmez.

 

  Yani mirasbırakanın ana babasından yahut kardeşlerinden veya onların altsoylarından biri bile sağ ise; büyük baba ve büyük analara ve onların altsoyu olan amca, hala, dayı ve teyzelerle, onların altsoyuna miras geçmez. Çünkü mirasbırakanın ana babası veya onların altsoyu 2. derecede mirasçı olup, mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ile amca, hala, dayı ve teyzeleriyle onların altsoyları 3. derecede mirasçıdırlar.

  Örneğin; mirasbırakan altsoyu olmaksızın vefat etmiş ve geride babası ile annesi kalmış ise, bunlar derecelerine düşen mirası yarı yarıya paylaşacaklardır.

 Mirasbırakanın babası sağ, annesi ise kendisinden önce ölmüş olup ta, annenin sağ veya ölü olmakla birlikte altsoyu bulunan iki çocuğu var ise, mirasbırakandan derecelerine düşen mirasın yarısı babaya, geri kalan yarısı ise eşit paylar halinde annenin iki çocuğuna ait olacaktır. 

Mirasbırakan bekâr ve altsoyu olmaksızın vefat etmiş, babası sağ, annesi altsoysu olmaksızın ölü ve annesinin babası ile iki kardeşi sağ ise mirasın tamamı mirasbırakanın babasına intikal edecek, diğer mirasçılar mirastan hiç pay alamayacaklardır.

  Çünkü mirasbırakanın sağ babası 2. derecede mirasçısı olup, sayılan diğer akrabalarının hepsi 3. derecede mirasçı olduklarından baba 3. derecedeki mirasçıların tamamını miras dışına iterek mirasın tamamına sahip olacaktır.

  Derecede (zümrede) olan mirasçının sayısının önemi yoktur. Bir derecede (zümrede) bir mirasçı bile olsa miras diğer dereceye (zümreye) geçmez.

  Derece içerisinde ölü olanın payı her dereceden halefiyet yoluyla kendi altsoyuna geçer. Mirasçı sağ iken kendi altsoyunun miras payı olmaz ve bu durumda olanlara miras payı geçmez.

Yani; miras bırakanın çocuklarından biri mirasbırakandan önce ölmüş ve altsoyu var, mirasbırakanın çocuklarından diğeri sağ ve altsoyu var ise, ölü çocuğun payı kendi çocuklarına geçerken sağ çocuğun payı kendi üzerinde kalır ve onun çocukları mirastan pay alamazlar.

 

3- SAĞ EŞİN DURUMU

 Mirasbırakanın ölümü anında sağ olan eşinin mirasçılık derecesi yoktur. Sağ eş dereceler üstü mirasçıdır.

Mirasbırakanın ölümü anında sağ olan eşinin, hangi derecede mirasçılarla birlikte bulunursa bulunsun miras payı vardır. Eşlerden sağ kalan, birlikte mirasçı olduğu zümreye (dereceye) göre değişen oranlarda mirastan pay alır.

  Eşlerden sağ kalan ile hangi dereceye ait olursa olsun miras bırakanın ölümü anında sağ olarak mirastan pay almaya hak kazanan mirasçının daha sonra ölümü halinde, bu mirasçı yeni bir miras bırakan gibi işleme tabi tutulur.

 

4- GAYRIRESMİ EŞİN DURUMU

Gayrı resmi birleşmeler, 743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi’ne ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik olarak kabul olunamayacakları gibi, resmen evli olmayan kişiler hukuken birbirlerinin eşleri olarak kabul olunamayacağından, bu durumdaki kişilerin birbirlerinde kanuni bir miras hakları yoktur. Bu durumdaki kişilerin arasında evlenmenin dini veya toplumsal merasimlerinin yapılmış olması, açıklanan bu miras durumlarında bir değişiklik oluşturmaz.

 

MİRASÇILIK HAKKINDA AÇIKLAMALAR

1-  MİRASBIRAKANIN 4.10.1926 TARİHİNDEN ÖNCE VEFAT ETMİŞ OLMASI HALİ

  743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi’nin yürürlüğe girdiği 4.10.1926 tarihinden önce vefat eden mirasbırakanların mirasçıları ve payları Osmanlı- İslam Hukuku’na göre belirlenir.

Bu konunun uzmanları tarafından yazılmış birçok önemli eser mevcut olduğundan, burada başkaca açıklama yapılması uygun görülmedi.

 

2-   MİRASBIRAKANIN 4.10.1926 – 23.11.1990 TARİHLERİ ARASINDAKİ DÖNEMDE ÖLMÜŞ OLMASI HALİ

A- GENEL AÇIKLAMA

4.10.1926 tarihinde yürürlüğe giren 743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi, Türk Halkı’nın miras paylaşımını da kapsayacak şekilde, yaşayış ve davranış kalıpları üzerinde büyük değişiklikler meydana getirmiştir.

         Mirasçılar arasında kadın erkek ayrımı ortadan kaldırılarak aynı durumda olan mirasçıların payları birbirleriyle eşit hale getirilmiştir.

Kanunla aynı durumdaki mirasçıların eşitliği kuralına getirilen tek istisna; nesebi sahih olan mirasçıların nesebi sahih olmayanlarla birlikte mirasçı olmaları halinde vardır.(743 S. TKM md. 443)

         Türk Miras Hukuku’nun tüm dönemlerinde olduğu gibi, 4.10.1926 – 23.11.1990 tarihileri arasındaki dönemde vefat eden mirasbırakanların mirasları ölümleri anlarında yürürlükte bulunan kanunlara tabidir.

Bu konuda, çok değerli birçok hukuk adamının, çok kapsamlı açıklamalarını içeren eserleri bulunduğundan, bu hususta açıklamaya yer verilmedi.

Uygulayıcıların, ihtiyaç duyduğu bilgileri, bu konunun uzmanlarının kitaplarından temin etmelerinin uygun olduğu kanaatinde bulunduğumu belirtirim.

Burada sadece, dönemin sonraki dönemlerden farklılık gösteren önemli özellikleri olan dönem içinde ölen mirasbırakanın sağ eşiyle birlikte altsoyunun da bulunması halinde, sağ eşin tercih hakkının bulunduğuna ve nesebi sahih olan mirasçılarla, nesebi sahih olmayan mirasçıların miras payları arasında fark bulunduğu hususlarında kısa açıklamalarda bulunarak, bu önemli noktalara vurgu yapmak istiyorum.

 

B-SAĞ EŞİN TERCİH HAKKI VE KULLANILMASI

         4.10.1926 tarihi ile 23.11.1990 tarihleri arasındaki dönemde vefat eden mirasbırakanın, vefatı anında sağ olan eşinin, mirasbırakanın altsoyuyla birlikte mirasçı olması halinde, miras payı üzerinde tercih hakkı vardır. Bu durumda olan sağ eş,  isterse mirasın yarısının intifa hakkını, isterse mirasın ¼ ünün mülkiyet hakkını tercih eder. (743 S. Türk Kanun-u Medenisi Md. 444)

Bu dönemde vefat eden miras bırakanın sağ eşi, bu konuda tercih hakkını bir defa kullandıktan sonra, bu tasarrufu ile bağlı olur. Diğer bütün mirasçıların muvafakatleri olmadan bu tercihini değiştiremez. (Bakınız, Y.2.H.D. 4.1.1951 T. 7925/62 E.K. Sayılı İlamı)

         Bu dönemde vefat eden mirasbırakanın sağ eşi, bu konudaki tercih hakkını mahkemeye gelerek bizzat veya bu konuda vereceği özel olarak mirasta tercih hakkını kullanma yetkisi verilmiş bir vekâletnameyle vekili marifetiyle kullanabilir.

Bu hakkın kullandırılması usulü 2644 Sayılı Tapu Kanunu’nun 5. maddesinde;

 “Verese arasında mülkiyet ve intifa haklarından birini seçmekte muhayyer olan mirasçı varsa, veraset senedini veren mahkeme tarafından kendisine verilecek bir hafta mühlet içerisinde hangisini seçeceğini beyan eder. Bu müddet içinde cevap vermediği takdirde mülkiyeti seçmiş kabul olunarak veraset senedi tanzim olunur. Bu müddet hazır olmayanlara tebliğ suretiyle verilir.”

Şeklinde düzenlenmiştir. 

Buna göre; tercih hakkını kullanmak üzere hazır olan mirasçı sağ eşe, konu hakkında açıklama yapılıp tercih hakkını ne şeklide kullanabileceği ve kullanmamasının anlam ve sonuçları anlatılarak “tercihini hemen veya en geç bir haftalık süre içerisinde bildirmesi ve süresinde bildirimde bulunmadı takdirde mülkiyet hakkını tercih etmiş sayılacağı” hususları tefhim olunmalı ve bu durum duruşma tutanağı ile belgelenmelidir.

Tercih hakkını kullanmak üzere hazır bulunmayan mirasçıya çıkartılacak tebligat, hukuk tekniği açısından isticvap ve yemin davetiyeleri ile aynı mahiyettedir. Bu nedenle, davetiye tebliği edilecek mirasçı, tebliği çıkaracak mahkemenin yetki alanı içerisinde ise mahkemece davetiye tebliğ edilmelidir.

Mirasçı başka bir mahkemenin yetki sınırları içerisinde bulunan bir yeri yerleşim yeri olarak kullanıyorsa, o mahkemeye yazılacak talimat ile davetiye tebliğinin gerçekleşmesi ve mirasçı tarafından yasal sürede tercih hakkı kullanılır ise buna ait bayan veya evrakların o mahkemece alınarak davanın görüldüğü mahkemeye gönderilmesinin istenmesi ve bunun gereğinin yerine getirilmesi gerekir.

Tercih hakkını kullanması istenilen mirasçıya çıkarılacak tebligata “Mirasbırakan eşiniz ……… in mirasının ½ sinin intifa hakkı veya ¼ ünün mülkiyet hakkından birini tercih etme hakkınız mevcut olup bu tercih hakkınızı hangisinden yana kullandığınız konusunda yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü beyanınızı vermek üzere tebliğden itibaren bir hafta içerisinde Mahkememize müracaat etmeniz, aksi takdirde 2644 Sayılı Tapu Kanunun 5. maddesi gereğince mirastan ¼ mülkiyet hakkını tercih etmiş sayılacağınız ve buna göre mirasçılık belgesinin düzenlenerek verileceği hususu tebliğ olunur” açıklamasının yazılması gereklidir.

Bu dönemde ölen mirasbırakanın ölümü anında sağ olan eşinin, tercih hakkını kullanmadan ölmesi veya tercih hakkını ne şekilde kullandığının tespit olunamaması durumunda ne olacaktır? Bu duruda mirasbırakanın ölümü anında sağ olan eşi tercih hakkını kullanamamış olacaktır. İntifa hakkı ölümle son bulur. Buna göre mirasbırakanın sonradan ölen eşinin intifa hakkını tercih ettiğini kabul ettiğimizde, onun mirasçılarına miras olarak hiçbir şey intikal etmemiş olacaktır.

 Sonradan ölen sağ eşin, henüz kullanamadığı tercih hakkından dolayı, mirasçılarının ölümle ortadan kalkan intifa hakkı tercih edilmiş kabul olunarak miras haklarından yoksun kalmaları, kanun koyucunun amacına, tercih hakkının özüne yukarıya yazılan 2644 Sayılı Tapu Kanunun 5. maddesinin lafzına, ruhuna ve hukuka uygun olamayacağından, tercih hakkını kullanmadan ölen sağ eşin mülkiyet hakkını tercih etmiş kabul olunarak buna göre paylaştırma yapılır. (Bakınız, Medeni Kanun Şerhi Senai Olgaç, Olgaç Matbaacılık, Ankara, 4. Baskı Sf.:250-251)

         Bu dönemde ölen mirasbırakandan sonra ve gene bu dönem içerisinde ölen mirasçısının ölümü anında sağ olan eşinin tercih hakkı var mıdır?   Bu durumda, sonradan ölen mirasçı yeni bir mirasbırakan gibi işleme tabi tutulacağından sağ eşinin tercih hakkı da mevcut olacaktır.

 

C- GAYRI SAHİH NESEPLİ HISIMLAR

    Evlilik birli içinde veya evliliğin sona ermesinden itibaren 300 gün içinde doğan çocuklar 743 S TKM sinin  241. maddesine göre nesebi sahih (soybağı düzgün) çocuklardır.

    Ancak; evlilik birliği içinde veya evliliğin bitiminden itibaren 300 gün içinde doğmamalarına rağmen;                                         

        a)Evlilik dışında doğup da bilahare ana babasının evlenmeleri nedenle nesebi kendiliğinden sahih olan çocuklar, (TKM md. 248)

b)Birbirleriyle evlenmeyi vaat edip de, birinin ölümü veya evlenme ehliyetinin ortadan kakması sebebiyle evlenemeyen ana babadan doğan ve başvuru üzerine hâkim kararıyla nesebi düzeltilen çocuklar, TKM md. 249)

c)Akdi çocuklar, yani evlatlığa alınan çocuklar ve altsoyları, (TKM md. 257 ve 447)

d)Butlan dolayısıyla feshedilen bir evlenmeden doğan çocuklar, (TKM md. 125) nesebi sahih olan çocuklardır. Bunların dışında bulunan evlilik dışı doğmuş kişilerin nesebi (soy bağı) gayrı sahihtir(düzgün değildir).

    Evlilik dışı doğmuş (nesebi gayrı sahih) hısımlar ana tarafından nesebi sahih hısımlar gibi miras hakkına sahiptirler.

    Evlilik dışı doğmuş (nesebi gayrı sahih) kişilerin 4.10.1926-23.11.1990 tarihleri arasındaki dönem de baba tarafından mirasçı olmaları  için, babalarının kendilerini tanıması veya mahkemece babalıklarına hükmedilmesi şartlarından birinin gerçekleşmiş olması gerekir.

    Nesebi sahih füru (düzgün soybağlı altsoy) bulunmadığı takdirde, babaları tarafından tanınan veya babalıklarına hüküm verilmiş bulunan gayrı sahih nesepli altsoy, nesebi sahih altsoy gibi tam hisse miras payı alır. 

Nesebi sahih olmayan altsoy, nesebi sahih olan altsoyla birlikte 4.10.1926–23.11.1990 tarihleri arasındaki dönem de mirasçı olursa, TKM 443. maddesi gereği nesebi sahih altsoya isabet eden payın yarısı oranında pay alır.

    Hukukumuzda 4.10.1926 – 23.11.1990 tarihleri arasındaki dönem de geçerli olan, belli şartlar altında gayrı sahih nesepli hısıma farklı miras payı verilmesi uygulaması, 23.11.1990 tarihinde yürürlüğe giren 3678 Sayılı Kanun ile ortadan kaldırılmıştır.

 

3-  MİRASBIRAKANIN 22.11.1990 1.1.2002 TARİHLERİ ARASINDA ÖLMÜŞ OLMASI HALİ

23.11.1990 tarihli resmi gazetede yayınlanarak aynı gün yürürlüğe giren 3678 Sayılı Kanun ile miras hukukunda önemli değişiklikler yapılmıştır.

Altsoyla birlikte mirasçı olan sağ eşin, intifa hakkını tercih edebilme hakkı ortadan kaldırılarak miras hakkı, mirasın ¼ ünün mülkiyeti olarak belirlenmiştir.

Nesebi sahih mirasçılarla nesebi gayrı sahih mirasçılar arasında, baba yönünden mirasçılıkta bulunan, miras payları arasındaki eşitsizlik ortadan kaldırılmıştır. Yapılan değişiklik gereği, tanıma veya babalığa hükmedilme hallerinde, nesebin sahih olup olmadığına bakılmaksızın, aynı durumdaki bütün mirasçılara eşit oranda pay verilecektir.

3678 Sayılı Kanun ile 3. ve 4. derece mirasçı olanların miras hak ve payları üzerinde de önemli değişiklikler yapılmıştır. Buna göre; 4.10.1926–23.11.1990 tarihleri arasındaki dönemde, büyük analar ve büyük babalar mirasbırakandan önce ölmüş iseler; kendilerine isabet eden miras payları altsoylarına geçer iken; 23.11.1990–1.1.2002 tarihleri arasındaki dönemde, büyük analar ve büyük babalar mirasbırakandan önce ölmüş olup da mirasbırakanın sağ eşi var ise, 3. zümre mirasçılarına isabet edecek miras, büyük ana ve büyük babaların altsoyuna geçmeyip, mirasın tamamı mirasbırakanın sağ eşine geçer.

4. Derecede mirasçı olan büyük ana ve büyük babaların ana babalarının, 4.10.1926–23.11.1990 tarihleri arasındaki dönemde intifa hakkı olarak mevcut olan miras hakları, 3678 Sayılı Kanun ile tamamen ortadan kaldırılmış ve 4. derecede mirasçı olanlar kanuni miras hakkından yoksun kılınmıştır.

 

4-  MİRASBIRAKANIN 1.1.2002 VE SONRASINDA ÖLMÜŞ OLMASI HALİ

1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu; genel olarak 743 Sayılı Türk Kanun-u Medenisi üzerinde 3678 Sayılı Kanunla oluşturulan miras rejimini benimseyerek önemli bir değişiklik getirmemiştir.

1. ve 2. derecede mirasçı olanların ve onlarla birlikte mirasçı olan sağ eşin miras hak ve payında bir değişiklik olmamıştır. 4. derecede mirasçı olanlar, yani büyük analar ve büyük babaların ana babaları ve onların altsoylarının miras hakkı ve payı bu kanuna göre de yoktur.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun miras hukukuna ilişkin getirdiği tek değişiklik mirasbırakanın 3. derecede mirasçıları hakkında olmuştur.

Hatırlanacağı üzere; 3678 Sayılı Kanun ile getirilen değişiklik gereği; miras bırakanın sağ eşi var ise büyük babalar ve büyük analardan miras bırakandan önce vefat etmiş olanların mirası aynı taraftaki sağ olan diğer büyük ana veya büyük babaya kalıyor, o da ölmüş ise diğer tarafta sağ olan büyük ana ve babalardan sağ olanlara geçiyor, onlar da ölü ise mirasın tamamı sağ eşe kalıyor ve mirasbırakanın amca, hala, dayı teyzelerine ve onların altsoyuna intikal etmiyor idi.

4721 Sayılı Kanunla getirilen değişiklik gereği (497/son madde); 3. derecede mirasçı olan,  büyük baba ve büyük analardan miras bırakanın ölümü anında ölü olanların miras payı, kendi çocukları olan ve mirasbırakanın amca, hala dayı ve teyzeleri olarak adlandıracağımız guruba geçecek, ancak ölü olan büyük ana ve büyük babanın çocukları (amca, hala, dayı, teyze)  ölü ise onun çocuklarına geçmeyecek, büyük babalar ve büyük analar ile onların çocuklarından sağ olanlara geçecek, bunlar da yok ise, mirasın tamamı sağ eşe geçecektir.

 

BASİT MİRAS PAYLAŞTIRMA ÖRNEKLERİ

1- BİRİNCİ DERECEDE MİRASÇI OLANLAR VE ONLARLA BİRLİKTE BULUNAN SAĞ EŞ

    743 Sayılı TKM 439 md. Ve 4721 Sayılı TMK 495. maddesine göre “mirasbırakanın 1. derece mirasçıları altsoyudur. Çocuklar eşit olarak mirasçıdırlar. Kadın erkek veya nesebi sahih veya gayrı sahih fark etmez. Evlatlık varsa altsoy olarak kendi düzeyindeki diğer altsoylarla eşit olarak mirasçı olur.

Ancak evlatlığın durumu özellik arz etmektedir. Medeni Kanunun 447. maddesi gereğince evlatlık, evlat edinenin mirasçısıdır. Ölümle, sözleşmeden doğan evlatlık bağı ortadan kalkar. Onun için evlat edinen kişinin ölümünden sonra ölenin, miras bırakanlarından kendisine gelen mirastan halefiyet yolu ile evlatlığa miras geçmez.

    Örneğin mirasbırakan 1.1.1999 tarihinde ölmüş ve mirasçı olarak iki nesebi sahih erkek çocuk, iki nesebi sahih kız çocuk, bir nesebi gayrı sahih erkek çocuk, bir nesebi gayrı sahih kız çocuk ve bir de kız evlatlık bırakmış, başka bir mirasçı bırakmamış ise, her çocuğu eşit pay alacak, buna göre toplam mirası yedi (7) pay kabul olunarak her çocuğa birer pay miras verilecektir.

      Mirasçı olan altsoyun mirasbırakandan önce ölmüş olması halinde miras payı asıl mirasbırakanın ölümü anında sağ olan kendi altsoyuna geçer. Mirasbırakandan sonra vefat eden mirasçılar ve payları, yeni bir miras bırakan gibi işleme tabi tutulurlar.

     Bir örnekle açıklayacak olursak: Mirasbırakan ölerek geride bir çocuğu ile kendisinden önce ölen bir çocuğunun 2 kız 1 erkek çocuğundan ibaret üç torununu bırakmış ise;  mirasbırakanın mirası 6 pay kabul olunarak, üç payı sağ çocuğunu üç payı da birer eşit pay halinde kendisinden önce ölen çocuğunun 3 çocuğuna ait olacaktır.

      Eğer mirasbırakanın alt soyu ile birlikte sağ eşi var ise, 22.11.1990 tarihinden sonra vefat eden mirasbırakanlar açısından sağ eş (kanunen her hangi bir başka şeyi tercih etme hakkı olmaksızın)  mirasın ¼ ünün mülkiyetini pay olarak alır.

    Mirasbırakanın ölümü anında ölü olan çocuğunun sağ eşi olsa bile, onun mirasta kanunen payı bulunmamaktadır.

  Mirasbırakanın alt soyu, kök içinde her derecede halefiyet yoluyla mirastan pay alacak olup bu intikallerde yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde herhangi bir kuşak sınırı bulunmamaktadır. 

 

2-  2. DERECEDE MİRASÇI OLANLAR VE ONLARLA BİRLİKTE BULUNAN SAĞ EŞ

2. Derecede mirasçı olanlar mirasbırakanın ana babası ve onlardan ölü olan var ise,  kök içinde her derecede halefiyet yoluyla, ölü olan ana ve/veya babanın altsoyudur.

Ana ve baba eşit olarak mirasçıdırlar. Yani mirasbırakanın ölümünde ana ve baba sağ ise her birini 1 pay verilecek ve toplam miras 2 pay olacaktır.

Mirasbırakanın ana babası ile birlikte sağ eşi de bulunmakta ise, sağ eş mirasın yarı payına sahip olacağından 2 pay da ona verilir ve bu şekilde toplam miras 4 pay olacaktır.

Mirasbırakanın ana ve babasından biri ya da ikisi de ölü ise,  bunlardan ölü olan altmirasbırakan sıfatını alarak, payı kendi alt soyuna her çocuğa eşit pay verilecek şekilde geçer.

 Bu arada, mirasbırakanın ölümü anında ölü olan mirasçının miras payı altsoyuna intikal ederken, ölü olan mirasçının varsa sağ eşinin, kanunen mirasta payının olamadığı, gözden ırak tutulmamalıdır.

   Ana babadan biri alt soyu bulunmaksızın ölü ise, onun miras payı karşı tarafa, yani ana babadan sağ olana veya ölü ise altsoylu olana geçer.

   Ana babadan biri altsoyu bulunmaksızın ölü olur da, diğeri sağ veya ölü olmakla birlikte altsoyu sağ olursa, ana babanın ana ve babası veya onların altsoyu olan mirasbırakanın amca, hala, teyze ve dayıları veya bunların altsoyları hiçbir şekilde mirastan pay alamazlar.

 

3-  3.  DERECEDE MİRASÇI OLANLAR VE ONLARLA BİRLİKTE BULUNAN SAĞ EŞ

Altsoyu, anası babası veya bunların altsoyu bulunmayan mirasbırakanın mirasçısı büyük anaları ve büyük babalarıdır. Bunlar da eşit olarak mirasçıdırlar. Yani, bu kişiler mirasbırakanın ölümü anında sağ iseler ve mirasbırakanın sağ eşi yok ise, büyük analar ve büyük babalardan her birine 1 pay verilecek ve toplam miras 4 pay olacaktır.

Mirasbırakanın sağ eşi yok ise, bu büyük analar ve büyük babalardan ölü olanların mirası her dereceden kök içinde halefiyet yoluyla kendi altsoylarına intikal eder.

22.11.1990–1.1.2002 tarihleri arasında mirasbırakan ölmüş ve sağ eşi de var ise, ölü olan büyük ana ve büyük babaların payları alt soylarına intikal etmeyecek onun yerine kendi tarafındaki sağ büyük ana veya büyük babaya kalacaktır. Bu da yok ise yani bir taraftaki büyük ana ve büyük babanın ikisi de ölü ise miras payları karşı taraftaki sağ olan büyük ana ve/veya büyük babaya geçecektir.

Örneğin mirasbırakan 24.11.1990 tarihinde sağ eş bırakarak ölmüş olup ta, altsoyu, ana babası ve onların alt soyu yok ise; büyük ana ve büyük babalarının dördü de sağ ise mirasın ¾ ü sağ eşe, geri kalanı büyük ana ve büyük babalara ait olacağından; büyük ana ve büyük babalara 1 erden 4 pay verilecek ve bunun üç katı olan 12 pay da sağ eşe ait olacak mirasın tamamı 16 pay olacaktır.

Örneğin baba tarafından olan büyük ana da ölmüş ise miras; 2 pay baba tarafından büyük babaya, birerden 2 pay ana tarafından büyük ana ve büyük babaya 12 pay da sağ eşe olacaktır. Büyük ana ve büyük babalardan sadece 2 si kalmış ise bunlar 2 şer paydan 4 pay alacaklar, 12 pay da sağ eşe kalacaktır. Büyük ana ve büyük babalardan sadece biri sağ ise 1 pay bu sağ kişi alacak 3 pay da sağ eş alacak mirasın tamamı 4 pay olacaktır.

1.1.2002 Tarihinde ve sonrasında ölen mirasbırakanın altsoyu ana babası ve onların altsoyu bulunmamakta ve sağ eşi de var ise, mirasbırakanın ölümü anında ölü olan büyük baba ve büyük ananın miras payı kendi çocuklarına intikal edecektir. Ancak; büyük ana ve büyük babaların çocuklarından ölü olanların payları kendi altsoylarına intikal etmeyecek, kendi tarafındaki büyük analardan ve büyük babalardan sağ olana, bunlardan ölü olanların ise kendi çocuklarına, onlar da yok veya ölü ise karşı taraftaki büyük ana ve büyük baba veya onların çocuklarına kalacak, onlarda yoksa miras tamamen mirasbırakanın sağ eşine kalacaktır.

 

MİRASÇILIK EHLİYETİNDE ÖZEL DURUMLAR

         Mirasçılık ehliyeti ve bununla ilgili özel durumlar, konunun önemli noktalarından birini teşkil ederler.

 Konu ile ilgili geniş bilginin Miras Hukuku ile ilgili diğer eserlerden temin edilebileceğini ve edilmesi gerektiğini uygulayıcıların dikkat ve bilgisine önemle sunulur.

Bu konu hakkındaki detaylı bilgiler çalışmamızın kapsamı dışında olduğundan, aşağıda sadece konunun can alıcı noktalarını içeren Yargıtay içtihat özetleri, kanun metinleri ve kısa açıklamalara yer verildi.

“Mirasçının mirasçılık ehliyetinin olup olmadığı, miras bırakanın ölüm gününe göre araştırılıp belirlenir”. (YHGK 10.2.1993 T. 2/717E.K.)

“Ceninin mirasçılığı sağ olarak doğması koşuluna bağlıdır.”(Y 2.HD 27.2.1998 T. 624/2342E.K.)

“Hangisinin önce öldüğü tespit olunamayan kişiler, aynı anda ölmüş sayılırlar.” (TMK Md.28)

“Aynı anda ölenler, birbirlerine mirasçı olamazlar."    (Y2.HD 17.3.1992 T. 1395/3146 E.K.)

  “Füruğun üst soyu temsil edebilmesi için kendi ana veya babasının miras hakkının doğmuş olmasına gerek yoktur. Murisin ana veya babasının füruğu hangi tabadaki olursa olsun doğrudan doğruya mirasçı olur. Bu esasen kanunun kabul ettiği üzere; her zümre içinde daha yakın ve sağ olan hısımın kendi füruunun mirasçılığına engel olması; her zümre için de kanuni mirasçı sıfatını kazanan en yakın kan hısımlarının eşit miras hakkına sahip olması; en yakın hısımlardan biri veya bir kaçı miras bırakandan önce ölmüşlerse veya başka bir sebepten dolayı mirasçı olamıyorlarsa bu takdirde bunların yerine onların fürularının geçmesi; kök içinde halefiyet ve bir hısımın yerine geçen füruğun ancak onun hak ve hissesine sahip olması prensiplerinin gereğidir.” (Y.2.HD: 17.3.1992       E.K.)

Boşanma kararı kesinleşmeden eşin ölümü halinde, diğer eş mirasçı olur. (Y.2.HD 17.9.1998 T. 6854/9439 E.K.)

403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 4112 S.K. ile 12.6.1995 tarihi itibariyle değiştirilen 29. Maddesi aynen:

“Bu kanun gereğince Türk Vatandaşlığını kaybeden kişiler, kayıp tarihinden başlayarak yabancı muamelesine tabi tutulur. Ancak doğumla Türk Vatandaşlığını kazanmış olup da sonradan Bakanlar Kurulundan çıkma izini almak suretiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişiler ve bunların kanuni mirasçıları, Türkiye Cumhuriyetinin milli güvenliği ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla ülkede ikamet, seyahat, çalışma, miras, taşınır ve taşınmaz mal iktisabı ile ferağı gibi konularda Türk Vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler. 33 ve 35 inci maddeler hükümleri saklıdır.”Hükmünü içermektedir.

Yabancılar ve 403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 25 ve 29. maddeleri gereğince, Bakanlar Kurulunca Türk Vatandaşlığını kaybettiklerine karar verilenler yabancı muamelesine tabi tutularak karşılıklılık esasına göre mirasçı olur veya olamazlar.

Ancak; doğumla Türk Vatandaşlığını kazanmış olup da, sonradan Bakanlar Kurulu’ndan vatandaşlıktan çıkma izini almak suretiyle yabancı bir ülke vatandaşlığını kazanan kişiler Türkiye Cumhuriyeti’nin milli güvenli ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla miras hakkından yararlanmaya devam ederler. (Bakınız: Medeni Yasadan Önce ve Sonra Türk Miras Hukuku –Sayfa 295–296 -Ali İhsan Özuğur-Seçkin Yayınevi-Ankara 2001)

 Uygulamada Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı iken, çalışmak amacıyla yurt dışına çıktıktan sonra Bakanlar Kurulunun izni ile vatandaşlıktan çıkarak Almanya Devleti veya diğer bazı Avrupa Devletlerinin Vatandaşlığına geçen kişilerin durumu hakkında sık sık tereddütler hâsıl olmakta olup, yukarda açıklanan kural çerçevesinde, bu kişilerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan mirasbırakanlarına mirasçı olacakları ve miras hakkından yararlanmaya devam edecekleri açıktır.

 

MİRASÇILIK BELGESİ DAVALARINDA UYGULANACAK YARGILAMA USULÜ KURALLARI

Mirasçılık belgesi verilmesi istemiyle açılan davalarda izlenecek yargımla usulü, aşağıda, alt başlıklar altında izah edilmektedir.

 

1- GÖREVLİ MAHKEME:

Mirasçılık belgesi verilmesi davalarına bakma görevi Sulh Hukuk Mahkemelerine aittir. (HUMK md.8)

Ayrıca; 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 598 maddesinin “Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir.”  Hükmü gereği, bu belgeyi verme görevi, Sulh Hukuk Mahkemesine aittir.

        

2- YETKİLİ MAHKEME:

HUMK 11. maddesine göre, mirasçılık belgesi davaları, mirasbırakanın yerleşim yeri mahkemesinde görülmesi gerekmekle birlikte; mirasçıların bir veya birkaçının yerleşim yeri veya bulundukları yer mahkemesinde de görülebilir.

 

3- DAVACI SIFATI:

         Mirasçılık belgesi verilmesi davalarını, kanuni veya iradi olan mirasçılardan bir veya birkaçı ya da tamamı açabilir. Mirasçı olarak atanmaksızın kendisine belirli mal vasiyet edilen kişinin kanuni veya kanuni ve iradi olarak mirasçı atanan kişilerin talep edebilecekleri mirasçılık belgesini talep etmelerinde hukuki yararları bulunmadığından bu davaları açma ehliyetleri yoktur.

Mirasçı olmamakla birlikte, görülmekte olan bir davada taraf teşkilinin sağlanması için, ilgili taraf, ölü tarafın mirasçılarının ve paylarının tespiti için, dava açmak üzere, davanın görüldüğü mahkemeden yetki belgesi alabilir. Ve bu belgeye dayanarak mirasçılık belgesi verilmesi davasını açabilir.

Mirastan ıskat ve mahrumiyet sebepleri, ya da mirasın reddi veya mirastan feragat sözleşmesi halleri veraset belgesi istemeye engel değildir.

 Yapılan bir icra takibinde muhatap ölü ise, alacaklı olduğu iddiasında olan taraf muhatabın mirasçıların ve paylarının tespiti için, dava açmak üzere icra müdürlüğünden yetki belgesi isteyebilir ve alabilir. Bu şekilde temin edilen yetki belgeleriyle mirasçı olmayanlar da mirasçılık belgesi verilmesi davası açabilirler.

Görüldüğü gibi temelde, dava açma hakkını ve davacı sıfatını, hukuki yararın varlığı belirlemektedir. Mirasçılık sıfatı veya yetki belgesi olmayan; yani davada hukuki yararı bulunmayan kişinin açtığı mirasçılık belgesi verilmesi davası, hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle reddedilmelidir.

Mirasçılık belgesi verilmesi davalarında davaya müdahale, hukuki yararın varlığı şartıyla mümkündür.

 

4- DAVALI SIFATI VE HASIM:

Mirasçılık belgesi verilmesi davaları hasımsız açılabildiği gibi, hasımlı olarak da açılabilir. Hasımlı açıldığında, diğer mirasçılar hasım gösterilmelidir.

 

5- YARGILAMA USULÜ:

Mirasçılık belgesi verilmesi davaları basit usule tabidir.                                     

     Basit yargılama usulünde:                                                  

    I-  HUMK Madde 508 gereği,  kanıtlayıcı belgeler dava dilekçesine eklenmelidir.   

   II- HUMK Madde 509 gereği, davacıya veya taraflara sunmak istediği belgeleri, her halde belirlenen günde gönderilmesi gerekliliği belirtilir.   

  III-   HUMK Madde 510 gereği, davacı veya taraflar sunacağı delilleri, duruşma esnasında derhal sunmak mecburiyetindedir.  Davacıdan veya taraflardan,  bu mecburiyetin gereğini yerine getirmesi istenilmelidir.                                                                   

          IV- HUMK Madde 511 gereği,  basit yargılama usulüne tabi olan hallerde HUMK un yukarıdaki hükümlerine aykırı olmayan alelade yargılama usulü kuralları da uygulanacağı gözetilerek, delillerin çabuk ve ucuz bir şekilde toplanmasına gayret edilmeli, delillerin tamamlanmasının her zaman hüküm altına alınabileceği gözden ırak tutulmamalıdır.

            Ayrıca; mirasçılık belgesi verilmesi davaları, basit yargılama usulüne tabi olduğundan ve kanunun sulh hukuk mahkemesini veya hâkimini görevli kıldığı işlerden olduğundan, HUMK 176. maddesi gereği, adli tatilde de görülür.                  

  

6- MİRASÇILIK BELGESİ VERİLMESİ DAVASININ AÇILMASI VE İLK İŞLEMLER:

Dava dilekçesi ekinde nüfus kayıtları tam olarak sunulmamış veya mirasçılardan nüfus kaydı kapalı olanlar var ve davacı bu kayıtları elden takiple getirmek arzusunda ise; görevli mahkeme hâkimi veya yazı işleri müdürü tarafından öncelikle nüfus müdürlüğüne nüfus kayıtlarının gönderilmesi için havale edilmesi, arkasından kalem kaydı için havale edilmesi davanın çabuk ve kolay çözümü için uygun olur.

Dava dilekçesi nüfus kayıtları ile birlikte sunulduğunda veya davacı taraf nüfus kayıtları için elden takip arzusunda olmadığında, dilekçe kalem kaydı için havale edilmelidir.

Kalem kaydı havalesi üzerine, nüfus kayıtları tamam ise veya davacı kayıtların getirtilmesini elden takip etmek istemiyor ise; harç ve masraflar alındıktan sonra dava kalemde esas defterine kaydedilerek dosya haline getirilmeli ve kalemce bu dosya hemen hâkime tevdi edilerek tensibin yapılması sağlanmalıdır.

 Bu aşamada getirtilen nüfus kayıtları davacının iddialarını doğruluyor ve dava hasımsız açılmışsa ya da davacı hasımlı açılmış da taraflar hazır ise;  hemen oturum açılarak yargılamanın yapılıp bir karar verilmesi ve kararın ilgili tarafa/taraflara tebliği uygun olur.

 

7- DAVACIYA TEBLİGAT:

 Hâkim ileri bir tarihe duruşma günü verilmesini uygun görmüş ise hemen tensip tutanağı oluşturularak davacıya/taraflara HUMK 509 ve 510. maddesi gereği açıklamalı davetiye tebliğ edilmelidir. Bu durum davacı duruşmaya geçerli bir özrü olmaksızın gelmediğinde dosyanın işlemsiz olarak elde kalmaması ve davanın HUMK 409. madde gereği işlemden kaldırılabilmesi için zorunludur.

Tensip zaptının tamamlanması aşamasında davacı mahkeme alanında değil ise; kendisine HUMK 509 ve 510. maddeler gereği çıkarılacak davetiyeye, (Dava dilekçesinde adres bildirdiği nazara alınarak) Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi gereği “muhatap adreste tanınmaz veya adres bırakmadan ayrılmış olur da yeni adresi tespit olunamaz ise Tebligat Kanunu 35. madde gereği tebligat yapılması” şerhini belirgin ve okunaklı bir şekilde içermesi uygun ve gereklidir.

Bu yöntem; davacının verdiği adresin doğru olmaması veya davacının adresten adres bırakmadan taşınmış olması durumlarında davetiyenin tebliğ edilmeksizin geri gelmesi halinde dava dosyasının mahkemenin elinde masrafsız olarak kalmaması, gereksiz yazışma ve usulî işlemlere ve kamu masraflarına yol açılmaması ve davanın hemen HUMK 409. madde gereği işlemden kaldırılmasına karar verilebilmesi açılarından önem taşır.

Davacıya çıkartılan Tebligat Kanunu 35. madde gereği tebliğ açıklamalı davetiyenin Tebligat Kanunu 35. maddeye göre tebliğ edildiği dönen davetiye parçasından anlaşılır ise;  davetiye içeriği özetinin hemen  mahkeme divanhanesine asılarak ilan edilmesi ve bu ilanın duruşmadan 1 gün öncesi mesai bitimine kadar divanhanede askıda tutulduktan sonra indirilmesi ve durumun bir tutanakla belgelenmesi tebligatın geçerliliği için gereklidir.

 

8- DELİLLER VE TOPLANMASI:

Mahkeme, miras bırakanın nüfusa kayıt edildiği yer ve dönemin,  nüfus kayıtları açısından gösterdiği özellikleri göz önüne alarak, aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olan nüfus kayıtları davacının iddialarını kanıtlıyor ve kayıtlarda tereddüde yol açabilecek bir yön yok ise, bu delil ile karar verebilir.

Ancak; nüfus kayıtları hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak derecede davayı aydınlatmaya yetmiyor, özelliklede nüfus kayıtları 1940 yılı öncesine ait bilgiler içeriyor ise;

I-Tanık veya tanıklar dinlemek,

II-Mirasbırakanın yerleşim yerinin muhtar ve ihtiyar heyetinden alınacak, mirasbırakanın mirasçılarının kimler olduğuna dair belgeyi dosyaya getirtmek,

III-Muhtar ve ihtiyar heyetinin beyanlarını almak,

IV-Tapu kayıtları, iskân kayıtlarını getirtmek,

V- Davayı aydınlatabilecek diğer delilleri toplamak,            

suretiyle durum aydınlanıp vicdani kanaat oluştuğunda karar verilmelidir.

Yüksek Yargıtay’ın konu ile ilgili aşağıya çıkartılan içtihatları hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak şekilde izlenecek yolu ortaya koymaktadır: “Verasetin sübutuna dair davalarda nüfus kayıtlarına itibar edilir.” (Yargıtay 2. H.D. 17.4.1953 T. 2006/2023 E.K. Sayılı İlamı.)

 “Nüfus kayıtlarının aksi her türlü delille, bu arada tanıkla da ispat olunabilir.” (Yargıtay 2.H.D. 13.1.1972 T. 7919/94 E.K. Sayılı İlamı.)  “Doğum ve ölüm tarihleri her türlü delille ispat olunabilir.” (Yargıtay 2.H.D. 25.4.1978 T. 2–908/4404 E.K. Sayılı İlamı.)

“Mirasçılık belgesi” tek başına terekenin ve terekeye ait para ve taşınmazların belgede gösterilen kişilere teslim ve adlarına tapuda tescili sonucunu doğurmakta olup özellikle Tapu Sicili Nizamnamesinin 19. maddesine göre mirasçılık belgesi kendisine ibraz edilen tapu sicil memuru mirasçılık belgesinin içerinin doğru olup olmadığını araştırmadan gerekli intikal işlemlerini yapmak zorundadır. İşin bu kadar önemli sonuçlar doğurduğu göz önüne alınarak,  nüfus kayıtlarının tam doğru ve eksiksiz olmama ihtimalinin çok az da olsa bulunduğu her durumda, tanık ve diğer delillerle denetlenip kesin kanaatin oluştuğu aydınlanma sağlandıktan sonra karar verilmelidir.

HUMK 77 ve 508 ve devamı maddeler gereği davanın en az masrafla en çabuk ve doğru bir şekilde aydınlanarak sonuçlanması için davacının gerekli delilleri sunması ve getirtilmesi için gerekli masrafı vermesi ve delillerin ivedilikle toplanması için hâkim gerekli zorlayıcı önlemleri alması zorunludur.

 

9- MİRASÇILIK BELGESİNDE BULUNMASI GEREKLİ BİLGİLER:

Mirasçılık belgesinde miras bırakanın adı soyadı baba ve ana adları, doğum ve ölüm tarihleri ile nüfus kayıt bilgileri yani nüfusa kayıtlı olduğu, il ilçe, köy veya mahalle, cilt, aile sıra ve sıra numaraları eksiksiz olarak yazılmalıdır. Bunların eksikliği miras bırakanın kimlinde tereddütlere yol açarak ilgilileri zor durumda bırakarak önemli karışıklık ve kayıplara yol açabilir.

Mirasçılık belgesinde ayrıca mirasçıların ad soyadları ile ana baba adları doğum tarihleri açık ve okunaklı bir şekilde yazılmalıdır. Aksi takdirde mirasçıların kimlikleri açısından tereddütlerin oluşarak önemli karışıklık ve kayıplara sebep olunabilir.

Mirasçılık belgesinde ölü olan veya sonradan ölen mirasçı nedeniyle mirasçılık sıfatı kazanarak miras payı alanlar var ise, bunlarında kimin hangi tarihte ölmesinden dolayı miras payı kazandıkları hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıkça yazılmalıdır.

Bu bilgiler “Mirasçılık Belgesi” nin anlaşılmasını kolaylaştıracağı gibi, karışıklık ve tereddütleri de ortadan kaldıracak, hepsinden de önemlisi, veraset ve intikal vergilerinin tespitinde ve intikallerin yapılmasında kolaylık ve çabukluk sağlayacaktır. 

Mirasçılık belgesinin niteliği göz önüne alındığında, programın oluşturduğu genel gerekçe uygun ve yeterlidir. Gerekçede daha uzun ve detaylı anlatımlar ile mantıksal çıkarımlara ihtiyaç bulunmadı kanaatindeyim.

 

10- MİRASÇILIK BELGESİNİN HUKUK TEKNİĞİ AÇISINDAN NİTELİĞİ:

Mirasçılık belgesi teknik anlamda bir Mahkeme Kararı (ilam ) niteliğinde olmayıp aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğindedir.

4721 Sayıl Türk Medeni Kanununun Mirasçılık Belgesi başlıklı 598. Maddesi “Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir.” Demek suretiyle bu kararın niteliğini belge olarak belirlemiştir.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 8./II–6. maddesi bu karın niteliğini “Mirasçılık Belgesi” olarak göstermiş, 2644 Sayılı Tapu Kanunu’nun 5. maddesinde mirasçılık belgesi terimi yerine “Veraset Senedi”  terimi kullanılmıştır. Tüm bunlar kararın “mahkeme kararı” , “ilam” nitelinde değil, “belge”, “senet” niteliğinde olduğuna işaret etmektedir.

 Mirasçılık belgesinin aksi de her zaman iddia ve her türlü delille ispat olunabilir. Bu halde mirasçılık belgesinin geçerliliği verilen mirasçılık belgesinin iptali kararıyla ortadan kalkar. Bu aşamaya kadar mirasçılık belgesi geçerliliğini korur. 

Mirasçılık belgesi verilmesi veya verilmesi talebinin reddi kararlarına karşı kanun yolu açık olup bu kararların temyizi mümkündür.

         Mirasçılık belgesi teknik anlamda bir ilam olmadığından, mahkeme ilamlarının aksine ilgili kimse açısından kesinleşerek kesin hüküm teşkil etmezler.

 

11- VERİLEN KARARLARA KARŞI KANUN YOLLARI

Mirasçılık belgesi verilmesi talebinin reddine dair verilen kararlara karşı karının tebliğinden itibaren 8 gün içerisinde temyiz yoluna başvurulubalinir.

Mirasçılık belgesi verilmesi kararlarına karşı; karar kesinleşmeden ilgililer tarafından itiraz davası açılabilir.  Kanunda itirazın süresi ve biçimi hakkında bir hüküm bulunmadığından her ilgili belgeyi veren mahkemeye itiraz davası açabilir. Bunun üzerine mahkeme kesinleşmediği için elde bulunan dosyada duruşma açılıp yargılama yapılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Mirasçılık belgesi kararlarına karşı, HUMK 437. maddesi gereği tebliğden itibaren 8 günlük yasal süre içerisinde temyiz yoluna başvurulabilinir.

Mirasçılık belgesi verilmesi kararlarının temyiz edilmesi üzerine Yargıtay tarafından verilen kararlara karşı HUMK 440 madde gereği tebliğden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yoluna başvurulabilinir.

Mirasçılık belgesi kesinleştikten sonra her ilgili her zaman belgenin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesi için dava açabilir. Bu dava önceki mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilenlerin miras hak ve paylarını etkileyebileceğinden önceki kararda taraf olanlar bu davada hasım olarak gösterilmelidir.

 
 

GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

E-Kitaplar portalında yayınlanan bu elektronik kitap, görev ve yetki mevzuatını bir arada sunmakta olup, ayrıca dava türlerinin hangi yerlerdeki hangi mahkemelerinde açılabileceğini ve görülebileceğini gösteren bir tabloyuda içermektedir.

TCK USUL UYGULAMA TABLOSU

TCK da düzerlenen suçları, madde ve fıkralarıyla , görevli mahkemesi, uzlaşmaya tabi olup olmadığı, adli kontrol veya tutuklamanın mümkün olup olmadığı, istinabe yasağına ve müdafii tain zorunluluğuna tabi olup olmadığı ve zamanaşımı süresi bir tablo şeklinde gösteren çalışma hukuki bilgiler portalında yayınlandı..

TCK ARTIRIM, İNDİRİM VE İLGİLİ MADDELER TABLOSU

Hukuki bilgiler portalında yayınlanan TCK da düzenlenen suçların madde ve isimlediyle bu suçların artırım, indirim ve cezasızlık maddeleri ile ilgili maddelerden oluşan tablonunun uygulayıcılara kolaylık sağlayacağı düşüncesindeyiz .

HUKUKİ YARDIM GÜNCELLENDİ

Vatandaşların hukuki sorunlarını değerlendirmede ve çözmede önemli katkılar sağlayacak bilgiler güncellenerek kullanıma sunuldu.

MİRAS PAYLAŞTIRMA E_KİTABI YAYINLANDI

Kanuni miras payları ve mirascılık belgesi davaları hakkındaki e_kitap kullanıma sunuldu.

YARGICILAR 2010
gunes iletisim ajansi